|
Ortaçağda ebelik sadece kadınlar tarafından yapılıyordu. Hekim ve cerrahlar ise erkeklerdi, onlar da sadece karşılığını ödeyebilenlere hizmet veriyordu...Bu dönemlerde iklim değişiklikleri, salgın hastalıklar, yüzyıl savaşları artan nüfusun açlık ve ölümle boğuşmasına sahne oldu. Ortaçağın sonuna yaklaşılan yüzyıllarda kadınlar yaşanan yıkım ve trajedilerin günah keçisi ilan edildi. Tıp eğitimi almasına izin verilmediğinden sağaltım cüreti gösteren her kadın, şeytanla anlaşma yapmış 'cadı'ydı. Ağır işkencelerden geçirildi ve yakıldı. Cadı avı 14.yy – 17.yy arası 300 yıllık bir dönemi yani Rönesansı da içerir. Sadece Almanya’da 100.000 “cadı” yakılmıştır. Bütün Avrupa’da ise 200.000’den fazla kadının öldürüldüğü belgelenmiştir.Cadı olarak damgalanan kadınlar genellikle yoksulluk nedeniyle toplumun dışına düşmüş, ya da sivri dilli, bağımsız, kadınlık rollerini benimsememekle suçlananlardı. Cadıların çoğunlukla ebe ve şifacılar olduğu düşünülürse cadı avlarının önemli bir boyutunun kiliseye bağlı üniversite eğitimi almış erkek doktorların, geleneksel ebe/şifacı rekabetinden duydukları korku olduğu anlaşılmaktadır. Malleus Maleficarum adlı kitapta ‘’katolik inancına ebelerden daha fazla zarar veren kimse yoktur’’ yazıyor olması bu görüşü doğrulamaktadır. Kadın doğurganlığının kadınları potansiyel olarak tehlikeli kıldığı düşüncesi, doğum olaylarının içyüzünü bilen ve bitkisel ilaçlar konusunda birikimi olan ebe kadınların cadı olarak damgalanıp katledilmelerine neden oldu. Cadı avlarının önemli bir sonucu; alternatif bilgi formlarına sahip kadınların, kendi bedenlerine dair bilgilerinin ve denetimlerinin kaybolmasıdır. Kapitalist birikimin ve ev içi emeğin temelini oluşturan emek gücünün yeniden üretiminin ve kadın bedeninin erkekler tarafından denetiminin sağlanması cadı avlarının bir başka sonucudur. Bu sonuç; cadı avlarının aynı denetim mekanizması aracılığı ile günümüzde de kadın cinayetleri ile devam ettiğini göstermesi açısından önemlidir.Kadınlar çoğu kez sağlıktaki yeniliklerin geliştiricisi ve aktarıcısı oldular.Doğuma karşı tıbbi yaklaşım, bir hastalık süreci gibi ele alınmaya başladığında ebelik de kısıtlandı ya da engellendi. Doğumu kolaylaştıcı aletlerin kullanım hakkı sadece erkek hekim ve cerrahlara aitti. Kadınların tıp fakültelerine kabulü uzun ve zorlu mücadelelerden sonra 1800’lü yılların ortalarına kadar uzamıştır. Tıptaki kadınlar, ancak erkek doktorların ilgi göstermediği ya da ihmal ettiği düşük ücretli alanlarda yer alabildiler. Mesleğin dişileştirilmesi ücret ve saygınlıkta azalma ile paraleldi. Bu ilke günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Kadınlar tıp fakültelerinde eğitim hakkını kazanmalarından yıllar sonra bile tıbbın belirli alalarında varolabildiler ve tıbbın ‘’prestijli’’ erkek egemen bölümlerinden dışlandılar. Teknoloji gerektiren ve cerrahi bölümlere alınmadılar. Buna cesaret edenler çıktığında hadleri bildirildi, yerlerinin evleri olduğu hatırlatıldı. Yıllar sonra cerrah olabilenler ise, cerrahi hiyerarşide tutunabilmek için erkeklere göre iki kat fazla çaba harcamak zorunda kaldılar.Kadınlara uygun bulunan tıp dalları evdeki kadınlık rollerinin uzantısı olan, teknoloji dışı, ev içi görevlerini aksatmayacak, ağır çalışma koşulları gerektirmeyen alanlardı.Kadınlara ait olan bakım emeğinin tıbbın içindeki en önemli uygulayıcıları olarak hemşireler ise gölgede ve görünmez kılınan kadın profesyonellerdi.Tıbbi bilgiyi ilk üretenler olan cadı /ebelerden bu yana kadınlar hem bilim hem de sağlık politikalarında görünmez olmaya devam ediyorlar.Üreme, nüfus politikaları ve kadın bedeninin - cinselliğinin denetimi sürecinin bir sonucu olarak tıbbın ilgi nesnesi haline gelmiştir. Doğum kontrolü yöntemlerinin geliştirilmesinde erkekler gözetilmiş ve bu yöntemler daha çok kadın bedenine yönelik biçimlendirilmiştir. Modern tıp kadınları doğurganlık rolleri ile tanımlar ve kadın bedeni için yeni ihtiyaçlar yaratır. Bu alanda kadınların tercih hakkı olduğu fikri ise bir yanılsamadır.Kısırlığın tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak tanımlanması ile yeni üreme teknolojileri geliştirilmiştir. 20-23 Mayıs’ta Ankara’da yapılacak olan TTB ve Kasaum'un düzenlediği 2. Kadın Hekimlik Kadın Sağlığı Kongresi; bilimin ve sağlık politikaların yansız ve tarafsız olmadığı gerçeğinden hareketle ataerkil tıp ideolojisine kadınların penceresinden bakmayı hedefliyor. Ataerkil tıp ideolojisinin kadın bedenlerine yönelik denetimini görmeden sağlık politikalarına bütüncül yaklaşımın da mümkün olamayacağı gerçeğinden hareket ediyor. Bu alanda birikimi olan sosyal bilimcilerle tıbba ‘’içerden’’ bir eleştiri yöneltecek olan sağlık çalışanlarını ve öğrencileri bir araya getiriyor. |