ASİYE PDF Yazdır e-Posta
  Periyodik/zorunlu  kardiyoloji  muayene ve tetkiklerim için hastanedeydim. İ.Ü. Kardiyoloji Enstitüsü,  Haseki Hastanesi binalarının hemen arkasında kalıyor ve  her iki sağlık kurumunun hastalarını, hasta yakınlarını bir araya getiren ortak bahçedeki banklardan birine oturdum. Randevu almak için doktoru aradığımda,  bazı tetkiklerin beni zorlayabileceğini, evim ile hastahane arasındaki mesafe de düşünülürse 2-3 gün hastanede yatarak tetkiklerimin yapılmasının daha iyi olacağını söyleyince, canım sıkkın muayene saatinin gelmesini bekliyordum.  Ambulanslar, siren sesleri, gergin telaşlı koşuşturan insanlar... Hemen arkamdaki bankta  ağlayan  kadına , yanında oturan adamın savurduğu küfürlerle sersemlediğim anda , karşı yolda  yüzü sapsarı, cılız mı cılız   6-7 yaşlarında bir erkek çocuğunu elinden sürükleyerek götüren kadının yüzündeki bitkin ve öfkeli ifadeye takıldım. Öylesine keyifsizdim ki, ne arkama dönüp küfür eden adama, ne de mecali tükenmiş çocuğu sürükleyen kadına " ne oluyor! " diyecek halim vardı.  En iyisi  binanın içine girip doktorun kapısında beklemeli diye düşündüm.. Hiç değilse bahçeye nazaran daha az insan, daha az tanıklık edilecek sıkıntılı manzaralar... Bodrum kattaki "EKO" yazılı kapının karşısında bulunan sıralardan birine iliştim. Yanımdaki koltukta orta yaşlı  kadın "geçmiş olsun, siz de mi eko'ya gireceksiniz?" dedi.  Kontrole geldiğimi , doktorun kendisini burada beklememi söylediğini ve henüz muayene bile olamadığımı anlattım. Öyle bir yüzüme bakıyordu ki, sohbet etmek en son isteyeceğim şey olduğu halde ayıp olmasın diye "size de geçmiş olsun, siz eko için mi  bekliyorsunuz "  dedim. Hasta olanın kendisi değil kocası olduğunu, 2 gün önce kalp krizi geçirdiğini, tedavisinin hala yoğun bakımda sürdüğünü ve  şimdi de içerde eko’sunun  çekildiğini daha sonra ise , sonra anjiyo yapılacağını söyledi. Konuşma arasında  kocasının 75  yaşında  olduğunu söyleyince – öylesine genç ve diriydi ki – duraladım ve merakıma yenilerek yaşını  sordum.  İçini çekerek ben de genç değilim 52 oldum diye  yanıtladı. Ardından, sevimli Karadeniz lehçesiyle zemberekten boşalmış gibi anlatmaya başladı. Çocuk yaşta aşık olduğu ilk kocasına kaçmış. Evlenmişler ve bir kız çocukları olmuş. Kızı 39 günlükken kocası askere gitmiş. Kıbrıs savaşında ölmüş. Kayınpederi ve kayınvalidesi ile birlikte yaşamaya devam ederken, ailenin tek erkek çocuğu olan kocasının ölümü , üstelik kendi doğurduğu bebeğin de kız olması nedeniyle soyun devamı için bir erkek çocuk doğurtmak üzere  , kayınpederi genç bir kadını kayınvalidesinin üstüne kuma getirmiş. Kayınvalidesi hiç itiraz etmediği gibi kocasını desteklemiş. Ancak eve gelen genç kuma dul gelini istememiş. Kayınvalidesi, kayınpederi ve kuma birlik olup bebeğini de elinden alarak Asiye'yi baba evine göndermişler.  Asiye dava açıp bebeğini geri almayı çok istemiş, ancak ailesi çok fakirmiş ve Asiye'ye “anca senin karnını doyururuz, bebek onlarda kalsın” deyince,. hem kocasına hem bebeğine ağlamış. Bir süre sonra şimdiki kocası için görücü usulüyle Asiye'yi istemişler. Babası “bir boğaz bir boğazdır” demiş ve Asiye'yi tüm itirazlarına rağmen yeni kocasının evine göndermiş.  Asiye kuma olduğunu ve ailesinin bilerek onu gönderdiğini yeni evine gidince öğrenmiş. İtiraz edip kaçmaya teşebbüs etmiş ama kocası ilk karısının çocuğu olmadığını, ayrıca ona bir çocuk doğurduğu taktirde hemen ilk karısını boşayıp kendisine resmi nikah yapacağını söyleyip ikna etmiş. İkinci kocasından ilk çocuğuna hamile kaldığında da kuması evi terk etmiş. Ama asla boşanmayacağını da söylemiş.Asiye ikinci çocuğu da doğurmuş ama  resmi nikah dediğinde bol bol dayak yiyormuş. Kocası ayrıca çok cimri imiş onu da çocuklarını da cezalandırmak istediğinde aç bırakıyormuş. Kızını ( babadan kurtulsun diye) zengin bir yere küçük yaşında gelin etmiş. Kızı şimdi 2 çocuk doğurmuş, mutluymuş ve kızının huzuru bozulmasın diye seyrek görüşüyormuş. Oğlu 23 yaşındaymış ve çalışıyormuş Kocası da hala herşeyi bahane edip dövermiş Asiye'yi.Kızını doğurduktan sonra kaçmayı çok düşündüğünü ancak hem gidecek yeri, yaşamını sürdürecek geliri, işi olmadığından hem de etraftan “her kocadan bir çocuk doğurup kovuluyor” derler, adı “orospuya” çıkar, sonra civarın tüm erkekleri üstüne çullanırlar diye korktuğundan cesaret edememiş.Adamın kamudan  emekli olduğunu ve  şimdi ölse yasa gereği maaşını ilk karısının  alacağını ve kendisinin  yine güvencesiz ortada kalacağını  söyledi.. 30 yıldır bu adama ben bakıyorum, yıkıyorum, pişiriyorum, yediriyorum, karılık ediyorum, dayağını küfürünü çekiyorum bir nikahı bana çok gördüler, adaletsizlik bu diye isyan ettiğini ama derdini dinleyen olmadığını da ilave etti. Zaten ilk kocasından olan kızını Asiye'ye hiç göstermemişler, şimdi evliymiş ve annesinin kim olduğunu bile bilmiyormuş. Şimdiki kocasının korkusundan hiçbir zaman ilk çocuğuna yanaşamamış bile.  Kocası iyi bir adam olaymış kızını onlara bırakmazmış..Ama kendisi zor sığınıyormuş koca evine.. Allah belasını versinmiş (şimdi ölmüş olan) babasının da, ilk kayınpederinin de, kocasının da ve üstüne kuma gelmesini kabullenip kızını elinden alan ilk kayınvalidesinin de....Asiye bunları anlatırken ağlıyordu...Ne zaman üniformalı birini görse, ilk kocası gelirmiş.  Onu sevmiş ve rüyalarında hala görürmüş..Aslında şimdi içerdeki , şu kocası olacak herif ölse belki de ne kadar iyi olurmuş.. Rabbi yüzüne baksınmış ve şu herif geberseymiş..Peki , sen nasıl geçineceksin, yaşaman için gerekli parayı nerden sağlayacaksın, “ölürse oğlun mu bakacak sana” diye sorunca, oğluna da güvenmediğini ama karnını doyurmak için illa da bir yol bulabileceğini, onu sonra düşüneceğini söyledi.   Asiye bunları anlatıp ağlarken, kafasından düşen başörtüsü ile gözyaşlarını siliyordu ve omuzlarına dökülen hafif kırlaşmış sarı saçları, ağlamaktan kızarmış boncuk gözleri ile sinema perdesinden bakıyor gibiydi.  Öyle güzel bir kadın ki... Belki ben öyle olmasını istediğimden, belki de gerçekten öyle olduğundan....bilemiyorum.. Asiye sanki rahatlamıştı, hiç tanımadığı bir kadına-bana , kısacık sürede yaşamını özetlemiş, bense sadece dinlemiştim. Her şeyi  öyle  hızlı anlatıyordu ki, bir an acaba nefes alırken de konuşabiliyor mu diye düşündüm. Zincirlerinden boşalmış,gibiydi... İçerden Asiye'yi çağırdılar, Eko bitmiş ve kocasını giydirmesi gerekiyormuş...Bir süre sonra tekerlekli sandalyedeki kocasını iterek dışarı çıktı.  Adam “saçlarını ört kahpenin dölü !” diye söylenirken Asiye aldırmaz halde bana gülümseyerek gitti...
 

Free template 'Colorfall' by [ Anch ] Gorsk.net Studio. Please, don't remove this hidden copyleft!