Haberler-Duyurular


SFK'yı Sonlandırırken...
Perşembe, 22 Eylül 2016
Sevgili kadınlar, feminist yoldaşlarımız, Yaklaşık bir yıldır feminist hareketin içinde SKF'lı kadınlar olarak yer almadık. Ağustos 2015 kampımızı izleyen bir kaç ay boyunca birlikte yola devam edip etmeyeceğimizi tartışık, sonrasında ise örgütlülüğümüze son verme kararı aldık. Aşağıdaki metin ile bu kararımızı gecikmeyle de olsa sizlere duyuruyoruz. Feminist mücadeleden asla vazgeçmeden, yollarımızın SFK'nın sınırlılıklarını da aşabilen... Devamı...
IMAGE
Ego eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması
Salı, 05 Ocak 2016
    Ego eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması /Dilan Özdemir/ "Erkeklere, erkeklere, en çok onlara, bu kendilerini, sonra yine kendilerini sevenlere kızgınlığım. İki düğmeli, üç düğmeli ceketleriyle duyarsızlar ordusu yığın yığın geçiyorlar. Ceketsiz, kravatsızlarda biraz olsun umudum vardı... Oysa tek dolaşmıyor onlar – güçsüzler. Rastlamadım işte, birilerine rastlamadım – Rast-la-san-da, rast-la-ma-san-da av-va gi-di-yo-ruz." Sevgi Soysal Ego eril... Devamı...
IMAGE
Hayat kadını mı dediniz?
Pazartesi, 14 Aralık 2015
Dursaliye Şahan/ Hayat kadını mı dediniz? Hürriyet’in başlığı aynen şöyle:“Esad ülkeni ne hale getirdin bak?”Efendim Şanlıurfa’da polis huzur operasyonu yapıyor ve bir mahalle baskınında 50 kadar Suriyeli kadın fuhuş yaparken tutuklanıyor.Olay bu!Ve arkasından yukarıdaki başlık atılıyor.Hani dersiniz ki, bu güne kadar Türkiye’de hiç fuhuş ticareti yapılmamış. Hatta niyetlenenler bile vatandaşlıktan çıkarılmış. Sanki bu ülkede bir zamanlar... Devamı...
IMAGE
Maçımız erkek egemen futbol kültürüyle!
Pazartesi, 30 Kasım 2015
Karşı Lig üç sezondur Kadıköy Kalamış'ta oynanıyor. Lig'de mahalle dayanışmalarından, çeşitli politik gruplardan ve taraftan gruplarından oluşan 17 farklı takım forma giyiyor. Toplumu apolitikleştirme aygıtı olan endüstriyel futbolun tersine Karşı Lig politikadan beslenen, politik eylemlere dâhil olan, gündeme kafa yorup söz üreten ve dayanışmayı örmeyi hedefleyen alternatif bir lig. Lig'de küfür edilen hakemler yok, ne küfür ediliyor ne de hakemlerin kontrol... Devamı...
IMAGE
Feminist Politika 28. Sayı çıktı!
Salı, 03 Kasım 2015
 Çilem, Nevin, Yasemin, Hasret, Öykü… Kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor   Türkiye’de feministlerin 1980’lerden bu yana erkek şiddetiyle mücadelesi 2000’lerde başka bir boyut kazandı. Kadın cinayetlerine karşı artık ülkenin her yerinde kadınlar bir araya geliyor; evlerden sokaklara, mahkemelerden televizyonlara mücadele sürüyor. 2000’lerden bu yana ise kadın cinayetleri ile mücadelede öne çıkan, kadınların bu süreçte sadece mağdur olmadıklarıydı. Devamı...
KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE...
Çarşamba, 28 Ekim 2015
KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE... Sosyalist Feminist Kolektif olarak sekizinci kampımızı 28-30 Ağustos 2015 tarihleri arasında Şile'de gerçekleştirdik. SFK deneyimini feministlere açacağımız, nasıl bir politik hat ve nasıl bir feminist örgütlenme tartışmasını da yürüteceğimiz bir sürece karar verdik. Bugüne kadar eylem birlikteliği yaptığımız sokakta yan yana geldiğimiz kadın örgütlerine ve feministlere geldiğimiz noktayı açıklamayı bir sorumluluk... Devamı...
IMAGE
Cizre’de Nur Mahallesi düşerse Kadıköy’de Bağdat Caddesi de düşmüş olacak!
Cuma, 02 Ekim 2015
Hülya Osmanağaoğlu 9 gün süren sokağa çıkma yasağı, evlerin aşırı sıcak banyolarında sadece alt bezleriyle yatırılan bebekler, kuyuların diplerindeki çamurlu suları tülbentlerle süzerek içen ve tek odaya sıkışmış onlarca insan, bahçede abdest alırken keskin nişancılarca vurulan yaşlı kadın, annesiyle babaannesinin ölülerinin arasında saatlerce yaralı yatan bebek… Daha niceleri… Hepsini okumuştuk gitmeden önce ama yaşayanlardan dinlemek bir başka... Devamı...
IMAGE
Bu daha başlangıç…
Cumartesi, 29 Ağustos 2015
Aşağıdaki röportaj, Feminist Politika Ağustos 2015 sayısında yer aldı. 7 Haziran 2015 seçimlerini “ülke tarihinin en önemli seçimlerinden biriydi, feministler olarak çok tartışmıştık” diye anlatacağız gelecekte, “Feminist camiadan tanıdığımız yol arkadaşlarımızdan birisi HDP barajı aşınca vekil olmuştu” diye de ekleyeceğiz. Erkek ve egemen tarih yazımına inat, kendi tarihimizi yazalım diye HDP’den milletvekili olan feminist arkadaşımız Filiz... Devamı...

SFK'yı Sonlandırırken...

Sevgili kadınlar, feminist yoldaşlarımız,

Yaklaşık bir yıldır feminist hareketin içinde SKF'lı kadınlar olarak yer almadık. Ağustos 2015 kampımızı izleyen bir kaç ay boyunca birlikte yola devam edip etmeyeceğimizi tartışık, sonrasında ise örgütlülüğümüze son verme kararı aldık. Aşağıdaki metin ile bu kararımızı gecikmeyle de olsa sizlere duyuruyoruz. Feminist mücadeleden asla vazgeçmeden, yollarımızın SFK'nın sınırlılıklarını da aşabilen feminist örgütlerde yeniden kesişeceği inancıyla, biricik SFK deneyimimizi noktalıyoruz.

Yaşasın feminist mücadele!

---

SFK’yı Sonlandırırken…

En başta şunu belirtmemiz gerekir ki; SFK’nın geldiği yerle ilgili tartışma sürecinin gerek iç, gerekse dışa dönük kısmını da katarak, hakkını yeterince veremedik. Bu kimi zaman SFK’dan, kimi zaman tartışma sürecini yürütmeye gönüllü olan bizlerden, kimi zaman da memleket ikliminin yarattığı motivasyonsuzluktan kaynaklandı. Yoksa bu süreci Şubat ayı gibi bitirmeyi planlıyorduk. Yedi aylık bir gecikme ve sarkmanın sorumluluğunu alarak herkesten özür diliyoruz.

Bu metnin şu ön kabulle okunmasını isteriz. Hiçbir metin, özet görevini alan kişilerin niyetlerinden bağımsız olarak, bütünüyle ortak bir yürüyüşü anlatamaz. Ne duyguları tam taşıyabilir, ne de belli bir zaman diliminin özgün şartları nedeniyle süreci tam tarif edebilir. Yazacağımız her şey eksik, yarım ve belki de hatalı olacaktır. Bunun sorumluluğu da bize aittir. Bu metin, ortaklaştırmaya çalıştığımız bir sürece, SFK’nın kocaman geçmişine düştüğümüz küçük bir not… Ve tabii ki de feminist mücadeleye…

Sfk’nın geldiği son durumu sizlerle paylaşmadan önce nasıl yola çıktığımızı hatırlatmak isteriz:
“Sosyalist feministlerin, örgütlülükleriyle, politikalarıyla, feminizmin ve çoğulcu feminist mücadelenin önünü kesmeyecek kimi özgün faaliyetleriyle, sistem dışı feminizmi de güçlendireceğine inanıyoruz. Örgütlülüğümüzün temelini de, feminist ilkelerimiz oluşturuyor: Özel alanın politik olduğunu bir an bile unutmamaya çalışan, kadın dayanışmasını merkezine alan, içimizdeki ve dışımızdaki her türlü iktidar biçimi ve hiyerarşi ile kavga eden, karar alma süreçlerinden uygulamaya kadar tüm süreçlerde katılımcılığı öne çıkaran, bizi bir arada tutan olmazsa olmazlarımızdan taviz vermeden feminist temelde çoğulculuk ilkesini savunan bir örgütlülüğe doğru yola çıkıyoruz...” diyerek başlatmıştık Sosyalist Feminist Kolektif olarak sürdürdüğümüz yolculuğa… Yıl 2008’di… Yani geride tam sekiz yıl bıraktık.

Ve yine yola çıkarken çeşitli sınavların bizi beklediğinin bilincinde olarak şöyle dile getirmiştik: “Yaş, bilgi, deneyim farklılıklarımız ve büyük çoğunluğumuzun İstanbul’da yaşıyor olmasının, çeşitli hiyerarşilere yol açma tehlikesini barındırdığını görüyoruz. Buna engel olmak, katılımcı bir yapı oluşturmak, bizi bekleyen çok önemli bir sınav.” Nitekim SFK, sadece kurulduğu şehir olan İstanbul’da değil, zamanla Ankara, İzmir, Eskişehir, Muğla, Adana ve Samsun’da, hatta yurt dışında yaşayan kadınların da dahil olduğu bir yapıya dönüştü.

Örgütsel varoluşumuzun ayaklarından biri, görünür ve örgütlü bir feminist mücadeleyle beraber politik gündemimizi taşıdığımız Feminist Politika dergisi oldu. Dergimiz bizim için hep araçtı ve bu nedenle de feministlere ve kadın mücadelesinden kadınlara hep açık oldu. Yine yola çıkarken şunu dedik: Fon almayacaktık, projelerle yürümeyecektik, varlığımızı kendi imkan ve olanaklarımızla ve dayanışmayla sürdürecektik. Bunu gerçekleştirebildik mi? Gönül rahatlığıyla evet diyebiliriz. Mekanımız da bunun sonucunda oluştu. Sistem dışı feminizm içinde bir bileşendik. Yani politik mücadelesini iktidara karşı da yürüten, lobicilik faaliyeti yürüten feminist mücadeleyi kendisi yürütmeyen ama destekleyen, sokağın değiştirici gücüne inanan, eşitlik değil kurtuluş perspektifiyle hareket eden bir örgütlenmeydik. Kendimizi sistem dışı feminizm içinde bir alternatif olarak görmemeliyiz dedik. Yani farklı farklı feminist örgütlenme ya da güçlenmelere karşı kendini ikame eden politik bir anlayışı savunmadık.

Ama zaman zaman örgütsel kibre kapılmadık değil. Feminist dostlarımızdan “Çok içe kapalı bir yapı olarak görülüyorsunuz/içe kapalısınız” eleştirisini alıyorduk. Sık sık şu hatırlatmayı yapar bulduk kendimizi: Gücümüzü hem başka feminist kadınlar ve gruplarla dayanışmamızdan alacağımızı, hem kendi varlığımızla onlara güç vereceğimizi unutmayalım. Feministler olarak birlikte güçleneceğimize ilişkin bu inancımızı, yani feminist çoğulculuk anlayışımızı da titizlikle korumak zorunda olduğumuzun bilincindeydik.

Uzun soluklu bir mücadele sürecinde belli eşiklerde kendimizle yüzleşmeyi, hedeflerimizle gerçekleştirebildiklerimiz arasındaki farkı, yapabildiklerimizi-yapamadıklarımızı, çıkan sorunları, çözüm olanaklarını çeşitli zeminlerde uzun uzun tartıştık. Ancak birbirimizle yüzleşmeyi ve anlaşmazlıklarımızı aşmayı tam anlamıyla beceremedik. Siyaset yapma alışkanlıklarımız, biçimlerimiz ve farklılıklarımız yer yer gerilimlere yol açtı. Geleceğe iyi bir deneyim metni bırakan bir “Tazelenme” süreci yaşadık. Ama yeterince açık ve şeffaf olamadık.

Her uzun soluklu mücadelede olduğu gibi biz de tüm bu sekiz yıllık deneyimde bazı ayrılıklar, uzaklaşmalar yaşadık. Her ayrılığın, uzaklaşmanın dayanışmamızı, feminist politikamızı eksilttiğini hissettik; bu uzaklaşmaları anlamaya, sonraki süreçleri bu durumları azaltacak şekilde örmeye çalıştık. Bazen birbirimizi anladık, bazen farklı noktalara düştük.

SFK'lı kadınlar olarak birbirimizden farklılaşmamızda Türkiye'de içinden geçtiğimiz siyasi süreçlerin de etkisi oldu muhakkak. Özellikle Gezi direnişini izleyen dönemde, toplumsal muhalefetin bir bileşeni olmakla bağımsız feminist çizgimizi korumak arasındaki dengeyi kurmakta zorluk yaşadığımızı söyleyebiliriz.

Ağustos 2015’te gerçekleştirdiğimiz son kampımızda; yaşadığımız yedi yıllık deneyimin politik ve örgütsel değerlendirmesini yaparak; feminist örgütlenme birikimine bir iz bırakacak “Nasıl bir politik hat?” ve “Nasıl bir feminist örgütlenme?” soruları çerçevesinde bir iç tartışma sürecine girme kararı aldık. Sosyalist Feminist Kolektif kurumsal adıyla yaptığımız tüm faaliyetleri durdurma ve bir örgütlenme olarak SFK’yı dondurma kararı aldığımızı sizinle de paylaşmıştık. Bu süreçte Feminist Politika’yı sadece bir sayı (Kasım 2015) çıkardık. Bu tartışma süreci vesilesiyle SFK’nın kuruluş aşamasından bu yana geçen sürenin birlikte bir tahlilini yapmaya çalıştık. Bu bağlamda, bu tahlili berraklaştıracak ve sonuca ulaşmamıza rehberlik edecek belli başlı sorular etrafında toplantılar gerçekleştirdik. Bu süreçte kimi zaman değişen, kimi zaman çakışan, kimi zaman ise örtüşen politik eğilimlerimizi, politika yapma biçimlerimizi ve ilişki kurma hallerimizi daha görünür kılmayı amaçladık. Bu tartışma süreci sonunda ortak tek bir değerlendirmeye ulaşamayacağımızı biliyorduk. Bu nedenle sizlerle tartıştığımız soruları, bu sorulara verilen kimi tespitleri paylaşmayı daha doğru bulduk. Bu sürecin hedeflediğimiz katılımcılıkla geçmediği notunu da ekleyerek;

- SFK’nın bütünlüklü feminist politika yaparken, her alana (muhalefetin gündemi de dahil) söz söylemesi, her alanla ilgili politika üretmesi gerekli miydi?
- Bütünlüklü politik perspektif ile politika yapmak (beden, barış, kadın emeği, şiddet vs.) örgütlenme modelimize uygun muydu?
- SFK iç işleyişinde ana akım haline gelen eğilimlerin güçlenmesi çoğulculuğumuzu zayıflattı mı?
- Merkezi yanları güçlü olan bir feminist örgütlenme mümkün mü? Ağ örgütlenme modeli kadınlar arasındaki eğilim, yetenek, özel alan farklılıklarını kapsadığı için merkezi yanları güçlü bir feminist örgütlenmeye göre daha mı uygundur?
- Feminist bir örgütlenmede bireylerin özellikleri ne kadar belirleyici oluyor, bundan kaçınmak mümkün mü, bu sorun hangi mekanizmalarla aşılabilir?

Son söz olarak;
SFK mekanı bir feminist mekan olarak zaten hepimizindi, ama artık işleyişini, yükünü, kirasını vs feminist hareketin üstlendiği bir mekana dönüştü. Feminist örgütlenme tartışmaları da bir yandan sürüyor. Örgütler canlı organizmalar gibi biter, ölür. Aslolan hareketin kendisidir. Bizim yolculuğumuzun bütün acı ve tatlı deneyimleriyle hepimizi ve feminizmi güçlendirmesi umudunu güçlü bir şekilde taşıyoruz. Umarız bu tartışmalar/metin bundan sonraki örgütlenmelere küçük de olsa katkı sağlar…

Not: Ek’te üç yıl önce Tazelenme Komisyonu’nun büyük emek ve çabayla yürüttüğü sorunlarımızın tespiti notlarını bulacaksınız. Feminist mücadelemizde birlikte yan yana iken ışık tutması ümidiyle.

Maçımız erkek egemen futbol kültürüyle!


Karşı Lig üç sezondur Kadıköy Kalamış'ta oynanıyor. Lig'de mahalle dayanışmalarından, çeşitli politik gruplardan ve taraftan gruplarından oluşan 17 farklı takım forma giyiyor. Toplumu apolitikleştirme aygıtı olan endüstriyel futbolun tersine Karşı Lig politikadan beslenen, politik eylemlere dâhil olan, gündeme kafa yorup söz üreten ve dayanışmayı örmeyi hedefleyen alternatif bir lig. Lig'de küfür edilen hakemler yok, ne küfür ediliyor ne de hakemlerin kontrol mekanizmasına ihtiyaç duyuluyor. Oyuncular ve takımlar arası dayanışmayı kurarken kazanma hırsının unutulması hedefleniyor. Ancak hepsinden önemlisi futbolda tribünleri ve sahaları işgal eden erkekler ve erkek egemen kültüre inat, kadınlar da erkeklerle birlikte sahada top koşturuyorlar. Karşı Lig'in oyuncularından Şule Akın ve Aslı Öz ile Karşı Lig'de kadın oyuncu olmak ve sahada feminist mücadele üzerine konuştuk...

Söyleşi: Başak B.

 

 Karşı Lig’e katılmaya nasıl karar verdiniz?

Şule: Kadıköy civarındaki gezi sonrası kurulmuş dayanışmalar arasında altı takımdan oluşan kısa bir turnuva yapıldı ve o turnuvada her takımda bir kadın oyuncu oynayacaktı. Ben de o maçtan itibaren Yeldeğirmeni Dayanışması’nın takımı olan “Forza Yeldeğirmeni”nde oynamaya başladım.
Aslı: Futbolu hiç sevmiyordum ve oynamayı da düşünmüyordum. Yakın çevremdeki arkadaşlarımın Karşı Lig'de oynaması sebebiyle futbol fikrine biraz daha yakınlaştım ve Çapultura takımında oynamaya başladım.

 Karşı Lig'den önce futbol oynamış mıydınız?

Şule: Evet, üniversitedeyken salon futbol takımında oynamıştım.
Aslı: Hayır, oynamamıştım.

KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE...

KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE...

Sosyalist Feminist Kolektif olarak sekizinci kampımızı 28-30 Ağustos 2015 tarihleri arasında Şile'de gerçekleştirdik. SFK deneyimini feministlere açacağımız, nasıl bir politik hat ve nasıl bir feminist örgütlenme tartışmasını da yürüteceğimiz bir sürece karar verdik. Bugüne kadar eylem birlikteliği yaptığımız sokakta yan yana geldiğimiz kadın örgütlerine ve feministlere geldiğimiz noktayı açıklamayı bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. Bu süreçte Sosyalist Feminist Kolektif kurumsal adıyla yaptığımız tüm faaliyetleri durdurma ve bir örgütlenme olarak SFK’yı dondurma kararı aldık.

SFK kendisini yedi yıl boyunca bütünlüklü bir politika yapmaya çalışan, devletten-sermayeden ve erkeklerden bağımsız bir örgüt olarak tarif etti. Bunun yanı sıra kalabalık ve geniş bir örgütlenme modeline dönüştü.

Bu daha başlangıç…

Aşağıdaki röportaj, Feminist Politika Ağustos 2015 sayısında yer aldı.

7 Haziran 2015 seçimlerini “ülke tarihinin en önemli seçimlerinden biriydi, feministler olarak çok tartışmıştık” diye anlatacağız gelecekte, “Feminist camiadan tanıdığımız yol arkadaşlarımızdan birisi HDP barajı aşınca vekil olmuştu” diye de ekleyeceğiz. Erkek ve egemen tarih yazımına inat, kendi tarihimizi yazalım diye HDP’den milletvekili olan feminist arkadaşımız Filiz Kerestecioğlu’nun kapısını çaldık. Seçimleri, vekil olma öyküsünü, feminist hayallerini konuştuk. Tebrik ediyor ve kolaylıklar diliyor dergimiz Filiz’e. İyi okumalar.

1-HDP neden seni mecliste kendi saflarında vekil olarak görmek istedi?

Kadın partisiyim diyen bir parti HDP, elinden geldiğince kadın temsilini mecliste yansıtmak isteyen bir parti. Bu dönem Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin feminist hareketle buluştuğu bir dönem, daha gerçek buluşma yaşadığı bir dönem.

Hayat kadını mı dediniz?

Dursaliye Şahan/

Hayat kadını mı dediniz?

Hürriyet’in başlığı aynen şöyle:
“Esad ülkeni ne hale getirdin bak?”
Efendim Şanlıurfa’da polis huzur operasyonu yapıyor ve bir mahalle baskınında 50 kadar Suriyeli kadın fuhuş yaparken tutuklanıyor.
Olay bu!
Ve arkasından yukarıdaki başlık atılıyor.
Hani dersiniz ki, bu güne kadar Türkiye’de hiç fuhuş ticareti yapılmamış.
Hatta niyetlenenler bile vatandaşlıktan çıkarılmış.
Sanki bu ülkede bir zamanlar genelev patroniçesi Matild Manukyan’a vergi rekortmeni olduğu için üstün hizmet madalyası filan asla verilmemiş.
Orta Avrupa ülkelerinden binlerce kadını iş vaadi ile kandırıp zorla seks kölesi yapan çetelerin hiç biri Türkiye’li değil.
Filmlere, romanlara konu olan o Soğukoluk beldesi tamamen efsane.
Yani Esad’ın halkına yaptığını başka kim yapmış ki?!
Şimdiki gençlerin deyimi ile Oha yani!
Yılların gazetesi. Onca ekip. Bu kadar iddialı çıkışlar.
Ve sonuç?
İlkokuldaki duvar gazetesini aratmayan amatör bir bakış.
Ey haber merkezinin değerli editörleri!
Üzerinde yaşadığınız Türkiye topraklarında genelevler bizzat devletin izni ile resmi olarak çalıştırılır.
Vergiye tabiidirler.
Hatta bildiğim kadarı ile artık orada çalışan kadınlar da sigortalı olmak durumundadırlar.
Kahraman polislerimiz tarafından tutuklanan o kadınlara gelince, tamamen hayatta kalabilmek için bedenlerini satmaktalar.
Muhtemelen bazılarının çocukları bile var.
Ahlaki boyutuna gelince; yalan yanlış haberden, taraflı gazetecilikten daha fazla günahı yok.
Sağlıcakla kalınız

 

Feminist Politika 28. Sayı çıktı!

Feminist Politika 28. sayı

 Çilem, Nevin, Yasemin, Hasret, Öykü…

Kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor

 

Türkiye’de feministlerin 1980’lerden bu yana erkek şiddetiyle mücadelesi 2000’lerde başka bir boyut kazandı. Kadın cinayetlerine karşı artık ülkenin her yerinde kadınlar bir araya geliyor; evlerden sokaklara, mahkemelerden televizyonlara mücadele sürüyor. 2000’lerden bu yana ise kadın cinayetleri ile mücadelede öne çıkan, kadınların bu süreçte sadece mağdur olmadıklarıydı.

Cizre’de Nur Mahallesi düşerse Kadıköy’de Bağdat Caddesi de düşmüş olacak!

CizreHülya Osmanağaoğlu

9 gün süren sokağa çıkma yasağı, evlerin aşırı sıcak banyolarında sadece alt bezleriyle yatırılan bebekler, kuyuların diplerindeki çamurlu suları tülbentlerle süzerek içen ve tek odaya sıkışmış onlarca insan, bahçede abdest alırken keskin nişancılarca vurulan yaşlı kadın, annesiyle babaannesinin ölülerinin arasında saatlerce yaralı yatan bebek… Daha niceleri… Hepsini okumuştuk gitmeden önce ama yaşayanlardan dinlemek bir başka ağırlık yarattı yüreklerimizde.

Barış için Kadın Girişimi’nin politik dayanışmanın yanı sıra duygu paylaşımını da olanaklı kılan ve hepimize “ne iyi oldu” dedirten örgütlenmesiyle 150 kadın Cizre’ye gittik. Yukarıda yazdıklarımdan çok daha fazlasını hem Cizre kuşatması süresince özgür medya hem de birlikte Cizre’ye gittiğimiz kadın arkadaşlar yazdı/yazıyor. Biraz gördüklerimden ne anladığımı/hissettiğimi paylaşmak istiyorum…

"Ben de o balık gibi Diyarbakır'dan İstanbul'a düştüm"


Söyleşi: Nacide Berber

Hanım Tosun’un göç ve mücadele hikayesi uzun ve zorlu bir yol hikayesi. Feminist Politika’nın dosya konusu için Hanım’la bir araya geldik; paylaştığı hikayesi ve deneyimiyle biz de içimizde başka türlü yollar aldık… Bu memlekette alamadığımız yollar için de bir kere daha başımızı önümüze eğdik… Ama Hanım’ın hikayesi herkese olduğu gibi bize de güç verdi. Kendi deyimiyle ayakta kalmak, mücadeleye devam etmek ve anlattıkları üzerine ek hiçbir söze gerek olmadığı için hemen sözü kendisine veriyoruz. *

Asma Yaprakları, Elmalar ve Kadınlar

Demet ÖZMEN
…Bir Anadolu efsanesine göre bir kadının çocuğu hastalanır, hekimlere başvurur bir çare bulamaz. Hekimlerden biri vahşi ve evcil hayvanların sütlerinin karışımını çocuğa içirmesini söyler. Kadın dağ dağ, diyar diyar gezer ve süt karışımını bulur ama geç kalmıştır. Çocuğunu kaybeden kadın süt karışımını bahçeye döker. Bahar vakti ekinlikten şimdiye kadar görmediği bir bitki çıkar. Kadın bu fidana çocuğunun hatırası olarak bakıp büyütür. Birkaç yıl sonra bitki kol atar meyve verir. Kadın meyvenin tadına bakar çok beğenir. Bir kısmının suyunu çıkarır, şişelere koyup tavan arasına kaldırır. Birkaç yıl sonra tavan arasına çıktığında unuttuğu şişeler gözüne takılır ve onu içince neşelenip oynar, nara atıp şarkı söyler. Sesi duyan eşi, komşuları da şişede kalmış üzüm şırasından içip aynı şekilde davranırlar...